
Güzel İlçemiz Devrek
DEVREK TARİHİ
GİRİŞ
Devrek yöresi, önemli uygarlık merkezlerinden uzakta kalan coğrafi konumu ve denizin ile iç kesimlerle bağlantısını engelleyen doğal yapısı dolayısıyla, önemli olayların ve kitleleri etkileyen ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi gelişmelerin uzağında kalmıştır. Bu yüzden, yörenin tarihi ile ilgili olarak çok fazla belge ve eser bulmak mümkün görünmemektedir.
Devrek yöresinde, yörenin tamamını içine alan bir tarama kazı yapılmamıştır. Bununla birlikte Doç. Dr Güngör KARAUĞUZ tarafından yörede yapılan yüzey araştırmaları, Devrek yöresinde yaklaşık 5000 yıl öncesine ait uygarlık izlerinin varlığını ortaya koymuştur.
Devrek çayının taşımacılığa uygun olmaması ve vadide geniş düzlüklerin bulunmaması dolayısıyla, yöredeki yerleşmeleri küçük köyler biçiminde düşünmek gerekmektedir.
Devrek yöresindeki ilk siyasi otoritenin varlığı ile ilgili olarak henüz yeterli bilgiye sahip değiliz. Daha çok Kızılırmak yayının doğusunda gelişen Hitit egemenliğinin güney ve batı yönünde geliştiği dikkate alınırsa Devrek yöresinin Hitit egemenliğine girmiş olması hiçbir şekilde düşünülemez. Yine Hititler döneminde Paflagonya yöresine egemen olduğu kabul edilen Palla’ların ülke ve egemenlik sınırlarının nerelere kadar uzandığı bilinmemektedir. Aynı şekilde bu yörede egemenliğinden söz edilen Gaşkaların gerçekte bu yöre ile hiç bir ilişkisi olmamıştır.
FRİGLER VE SONRASI
Yöredeki yerleşmelerin büyük ölçüde Frigler döneminde gerçekleştiği ve Frig egemenliğinin bu yöreyi de içine aldığı genellikle kabul edilmektedir. Heredot Tarihi’nde bütün bu yörenin Mariandyn ülkesi olarak gösterilmesi ve yöre halkından sadece Mariandynler olarak söz edilmesi Mariandynlerin bir süre sonra yörede hakim unsur olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır.
Frig devletinin yıkılmasında (M.O. 676) birinci derecede etkili olan Kimmerlerin Sinop- Gordion arsında izledikleri yol tam olarak bilinmemekle birlikte, şehirlere yönelik bu yağma ve talan yolculuğu sırasında bu yöreye hakim oldukları şeklindeki geleneksel söylentinin doğru olma ihtimali görünmemektedir.
LİDYA VE PERSLER DÖNEMİ
Devrek yöresi Krezüs döneminde Lidya’nın hâkimiyetine geçmiştir. Frigler ve Lidyalılar döneminde, tarihte 2. kolonizasyon hareketi olarak bilinen ticari amaçlı yerleşimler döneminde (M.O. 750-550) Yunan Megaralılar Ereğli’ye, Teionlar Filyos’a, Miletoslar de Amasra’ya yerleşmişlerdir. Bu yerleşimler Filyos çayı ve Bartın çayı ağızlarından iç kesimlere doğru gelişmiştir.
Perslerin Lidya devletine son vermesiyle Devrek yöresi Pers İmparatorluğuna katılmış oldu. Kuzey Anadolu kıyıları, dolayısıyla Paflagonlar ve Mariandinler Daskleion satraplığına (valiliğine) bağlanmıştır.
HELENİSTİK DÖNEM
İskender’in Anadolu seferi sırasında Paflagonya’dan gelen bir elçi kurulu İskenderin huzuruna gelerek, ordusuyla memleketlerine girmemesi kaydıyla onun egemenliğini kabul ettiklerini bildirdiler(M.Ö.333). İskender’in ölümünden sonra tüm Anadolu toprakları Seleukos krallığı sınırları içinde kaldı. Ancak Seleukos’un M.Ö. 280 yılında öldürülmesi üzerine krallık toprakları üzerinde yeni ve daha küçük krallıklar kuruldu. Bu dönemde Bartın Çayının batısında kalan topraklarda Bitinya Krallığı kurulmuştur. Devrek yöresi de bu krallığın sınırları içinde kalmıştır.
ROMA VE BİZANS DÖNEMİ
Roma yayılmacılığı karşısında direnemeyen Anadolu krallıkları birer birer Roma egemenliğine katıldılar. Bitinya Krallığı da M.Ö. 74 de Roma toprakları arasına katılmıştır. Roma İmparatorluğunun 395 de ikiye ayrılmasından sonra Devrek yöresi de Bizans’ İmparatorluğunun toprakları içinde kalmıştır.
DEVREK YÖRESİNİN BİRİNCİ FETHİ
Malazgirt zaferini izleyen yıllarda Anadolu’ya doğru başlayan büyük istila hareketinin Kuzeybatı Anadolu yöresinde nasıl geliştiğini tam olarak bilmiyoruz. Ancak, Paflagonya’lı bir aileden olan Aleksis Komnenos’un Ereğli’ye giderken Baba Dağlarında (veya Ereğli’de) Bizanslıları takip eden Selçukluların saldırısına uğraması Devrek yöresinin de bu dönemlerde (1074) istila edilmiş olabileceğini düşündürmektedir. Ancak bu istila hareketinin yerleşme biçiminde olmadığı da muhakkaktır.
Sonraki yıllarda Paflagonya yöresinde Süleymanşah adına fetihlerde bulunan Emir Karatekin, Kastamonu ve Çankırı yörelerinde elde ettiği başarılarla, Batı Karadeniz kıyılarının fethi için köprübaşını tutmuştur. Bu fetihler sırasında Emir Karatekin’ in arkadaşı Osman tarafından fethedilen Eflanus (Samsun/Osmancık) Karabük Eflani zannedildiği için bu yörenin de Emir Karatekin tarafından fethedildiği sanılmıştır.
Bu fetih veya istila hareketi sırasında Türk boylarının Anadolu’da Karadeniz ile Çanakkale Boğazı, Ege Denizi, Doğu Akdeniz ve Antalya körfezine kadar yayıldıkları genel olarak kabul edilmektedir. Bizans İmparatorunun 1081 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Süleymanşah’la yapmış olduğu Dragos anlaşması ile anlaşmaya adını veren suyun (Kocaeli) doğusunda kalan tüm Anadolu topraklarını en azından şeklen Türklere bırakmış göründü. Böylece başlangıç olarak kimi yöreler için geçici de olsa Anadolu’nun fethi, bu arada tabii ki Devrek yöresinin de fethi tamamlanmış oldu. Bu fetih sırasında Türkmenlerin (göçebe Türkler) Devrek yöresine geldiklerini kabul ediyoruz.
DEVREK’İN TEKRAR BİZANS EGEMENLİĞİNE GİRMESİ
İlk Haçlı seferi, doğrudan Türkiye Selçuklu Devleti üzerine düzenlenmemiş olmasına rağmen, Anadolu’da düzeni bozmuş ve Türkiye Selçuklu devletini zayıflatmıştı. Bu sonuçtan yararlanan Bizans İmparatorluğu, bütün Adalar Denizi kıyılarına hakim olduğu gibi, Trabzon’a kadar Karadeniz kıyılarına da sahip olarak Türkleri tüm kıyılardan içerilerdeki yaylalara doğru çekilmeye zorlamıştır.
Bu geri çekilme hareketi sırasında doğal olarak Devrek yöresi de Türklerin elinden çıkmış ve artık Bizans’ın elinde olan Bolu ile Gerede, Kuzeybatı Anadolu’da yeni Selçuklu-Bizans sınırını teşkil eder konuma gelmiştir.
DEVREK YÖRESİNİN İKİNCİ KEZ FETHİ
Miryakefalon Savaşının (1176) Bizans üzerinde meydana getirdiği büyük tahribattan ve taht kavgalarından yararlanan Selçuklu Türkleri, Batı yönünde olduğu gibi kuzey yönünde de fetihlerde bulunmuşlardır. Ankara Meliki Muhiddin Mesud da Kastamonu taraflarında Bizanslılara karşı bir buçuk yıl gaza yaptı; pek çok esir aldı. Muhiddin Mesud’un bu seferleri sırasında uzun süren bir kuşatma sonucunda Dadybra’yı (Safranbolu) ve ardından da Krateia (Gerede) ve Claudiopolis’i (Bolu) aldı.
Dönemin tanıklarından Bizanslı tarihçi Nicetas Khoniates’in Dadybra’nın fethi sırasında Devrek’i çevreleyen dağlardan “Babadağı” diye söz etmesi ve Dadybra’nın yardımına gelen bir Bizans birliğinin Babadağı’nda Türkler tarafından pusuya düşürülmesi, Devrek’in de aynı tarihlerde (1196), hatta bu tarihten önce alınmış olduğuna ve üstelik de Türkleştirilmiş olduğuna kanıt olarak gösterilmektedir.
CANDAROĞULLARI DÖNEMİ
Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılması sonrasında Devrek yöresinin konumu biraz belirsiz gibi görünse de genel olarak bu yörenin Candar-oğullarının egemenliği altında olduğu kabul edilmektedir. 16. yüzyıl kayıtlarına göre Hızırbeyili yöresi (Devrek-Çaycuma) Bedil köyünde Candar-oğulları zamanından kalma Hasan Şeyh zaviyesinden bahsedilmesi, bu yöredeki Candar-oğulları egemenliğinin varlığını hiçbir şüphe bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır.
OSMANLI DÖNEMİ
Devrek yöresi, Yıldırım Beyazıt’ ın Anadolu Türk Birliğini kurma politikası dâhilinde Candaroğulları Beyliğini ortadan kaldırmasıyla 1392 yılında Osmanlı Devleti topraklarına katılmıştır. Devrek yöresinin Osman Gazi’nin silah arkadaşlarından Hızır Bey tarafından fethedildiğine ilişkin iddia; Devrek yöresinin eski adı olan Hızırbey İli adı ile Hızır Bey adının ilişkilendirilmesinden kaynaklanmaktadır.
OSMANLI KAYNAKLARINDA DEVREK
Osmanlı İmparatorluğu’nda Bolu Sancağına bağlı olan Devrek yöresinin Osmanlı kaynaklarında adı ilk kez 1519 yılı kayıtlarında geçmektedir. Bolu sancağının, daha önceki yüzyıllara ait tahrir kaydı olmadığından o devirlerin idari yapısı hakkında kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Dolayısıyla Devrek için de aynı şekilde daha önceki yıllar hakkında bir şey söyleyemiyoruz.
Devrek 1519 tahririnde 60 hane, 1568 tahririnde 118 hane nüfusu bulunan bir köy olarak kaydedilmiştir.
İDARİ TAKSİMAT
Devrek Yöresinin de içinde bulunduğu Hızırbeyili nahiyesi, idari taksimat olarak, Anadolu Eyaletinin Bolu Sancağı içinde yer almıştır. Buradaki anlamı itibariyle, nahiye denilince bir iskan yeri değil, coğrafi konumu itibariyle birbirine yakın olan yerleşim yerlerini içine alan bir coğrafi birliktelik anlaşılmalıdır. Hızırbey ili nahiyeleri ifadesiyle sadece Devrek değil; Devrek’le birlikte Çarşamba (Çaycuma) ve Zonguldak il merkezi kastedilmektedir.
Katip Çelebi’nin Cihannuma adlı eserine ve Atik Askeri defterine göre Hızırbeyili nahiyesinde Devrek, Dirgine, Yılanca, Çarşamba, Tefen, Perşembe ve Hisar-önü kazaları yer alıyordu. O dönemde kaza denilince bugünkü anlamda bir idari yönetimi değil, mahkemenin bulunduğu yeri, kadılığın kadılık mıntıkasını anlamak gerekmektedir.
Devrek 1692 yılına kadar Mutasarrıflık içinde Bolu’ya bağlı kaldı. 1692–1811 yılları arasında 119 yıl voyvodalık (Ayanlık) yönetimini yaşadı. Etrafa korku salan, devlet içinde devlet gibi hareket ederek etrafa zulm saçan meşhur Devrek Ayanı Molla Ali’ nin 1811 yılında ortadan kaldırılması ile ayanlık yönetimi sona erdi.
1811 den sonra Viranşehir Sancağının kurulmasıyla Çarşamba, Perşembe, Tefen kazaları Viranşehir sancağına bağlanmış, Devrek, Dirgine, Yılanlıca ve Hisar-önü kazaları ise Bolu sancağı içinde kalmıştır.
2 Eylül 1836 tarihinde uygulamaya konulan yeni idari taksimata göre Devrek yöresi Bolu sancağı içinde Hüdavendigar (Bursa) Müşirliğine bağlanmıştır. Çarşamba, Perşembe ve Tefen kazaları da Viranşehir sancağı içinde Ankara Müşirliğine bağlanmıştır.
1839 yılında Bolu sancağının Kastamonu eyaletine bağlanmasıyla birlikte Devrek yöresi de Kastamonu Eyaleti içinde yer almışsa da bir süre sonra 1844-1845 yıllarında Bolu eyalet haline getirilmiş ve bugünkü Zonguldak ili coğrafyası bu eyalet içinde yer almıştır. 1846 yılında bu uygulamadan vazgeçilerek tekrar bir önceki uygulamaya dönülmüştür.
1864 Vilayetler Nizamnamesinin geçiş döneminde Ereğli Liva haline getirilmiş ve Devrek de bu livaya bağlanmış ancak Dirgine ve Yılanlıca ise Bolu’ya bağlı kalmıştır. Vilayetler Nizamnamesinin uygulamaya konulduğu 1867 yılında Kastamonu Sancağı, Kengiri Sancağı, Sinop Sancağı ve Bolu Sancağı olarak dörde ayrılmıştır. Böylece Ereğli sancağı ile birlikte Viranşehir sancağı kaldırılmış olmaktadır. Ereğli ve Viranşehir sancaklarının kaldırılmasıyla daha önce Ereğli’ye bağlı Devrek, Bartın ve Çarşamba kazaları ile yine daha önce Viranşehir’e bağlı Tefen ve Yenice kazaları Bolu sancağına bağlanmıştır.
1869 yılında ilk kez bugünkü anlamda kaza sistemine geçilmiş, Devrek ve Yılanca kaza olan Ereğli’ye bağlanmış, Devrek Ereğli’nin nahiyesi durumuna getirilmiştir. Çarşamba (Çaycuma) da Bartın kazasına bağlanarak bu kazanın nahiyesi durumuna getirilmiştir. Dirgine Bolu’ya bağlı kalmıştır.
Devrek nahiyesi Bolu merkezine uzak olduğu için ihtiyaçtan dolayı Çarşamba nahiyesi ile birleştirilerek 1887 yılında (Hicri 1304) Hamidiye adıyla kazaya çevrildi ve aynı yıl Belediye teşkilatı kuruldu. Kaza merkezinin 3 saat uzaklıktaki Suçatı denilen yere (herhalde Kaypaklar köyü) ve boş bir araziye taşınması meselesi yaklaşık iki yıl sorun oluşturmuşsa da 1889 yılında Devrek kesin olarak kaza merkezi kabul edilmiştir.
1899 yılında Zonguldak karyesi (köyü) kaza yapılarak Hamidiye Kazasından ayrılmıştır. 1902-1903 yıllarında Ereğli’nin sancak (liva) haline getirilmesi ve Devrek’in de buraya bağlanması yönünde Ereğli eşrafı tarafından bir girişimde bulunulmuşsa da bu girişimden bir sonuç çıkmamıştır.
Hamidiye adıyla birçok kaza olduğu ve karışıklığa neden olduğu gerekçesiyle kazanın adı 20 Mayıs 1910 tarihinde Devrek olarak değiştirilmiştir. Bir yıl sonra da Bolu Sancağı Kastamonu eyaletinden ayrılarak bağımsız sancak olmuş Devrek kazası da 123 köyü ile Bolu sancağı içinde yer almıştır. Aynı yıllarda Zonguldak, Bartın ve Devrek kazalarının Safranbolu’ya ilhak edilerek yeni bir liva oluşturulması yönünde görüşmeler olmuşsa da adı geçen kazaların Bolu Livasında kalması ve yeni bir liva kurulmasına gerek olmadığına hükmedilmiştir.
TBMM Hükümeti, Bolu ayaklanmasının da etkisiyle 20 Nisan 1920' de Devrek, Ereğli, Mudurnu, Bartın, Göynük ve Zonguldak'ı Bolu Bağımsız mutasarrıflığından ayırarak, Kastamonu vilayetine bağladı.
1 Nisan 1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nun 60. maddesi ile sancaklar kaldırılmasıyla Zonguldak bağımsız mutasarrıflığı, Vilayet haline getirildi. Devrek, Ereğli ve Bartın ilçeleri de Zonguldak’a bağlandı.
1936 da Yenice Devrek’e bağlı bir nahiye haline getirildi. Aynı yıl Çaycuma’nın kaza olması için girişimler başladı.
1944 yılında Çaycuma kaza oldu ve Devrek’ten ayrıldı.
1953 yılında Yenice Devrek’ten ayrılarak Karabük’e bağlandı.
1958 yılında Tefen ve Eğerci nahiye oldu.
1963 de Tefen Gökçebey adını almıştır. 1972 de belediye teşkilatı kurulmuş 1990 da ilçe olmuş ve Devrek’ten ayrılmıştır.
1986 Yılında Eğerci Belediyesi kurulmuştur.
DEVREK BASTONU
“Devrek bastonu , bir sevgi , bir duyarlılık bir aşk mahsulüdür.” Münteka Çelebi
İlçemiz Devrek, bastonculuğu ile ünlüdür. Devrek de bastonculuk yaklaşık 200 yıllık bir tarihe sahiptir. Ve keten eğirme çıkrıkçılığı ile başlamıştır. Sanatsal boyutu ile dikkat çeken Devrek bastonu ilki 7 TEMMUZ 1984 tarihinde düzenlenen Baston Festivali ile insanlara tanıtılmış ve bu Festival Devrek Baston Sanatını günümüze kadar gelmesin de katkıda bulunmuştur.“Sanatı ve Kültürü içermeyen bir baston kadar, bastonsuz bir kültürde yaşatılamaz.” Gerçekten de bir Devrek Bastonunda sanat ve kültürün yoğunlaştığını görmek, bu el sanatınızın hiçte anımsanmayacak bir yer işgal etmekte olduğunu anlamamıza yardımcı olacaktır. “Sanat nedir” sorusuna kabaca verdiğimiz yanıt aynı zamanda Devrek Bastonunun yapımında ustanın eserine bakış açısını ve üretim anlayışını belirleyecek ve bu ürünlerin sanata neden yaklaştığını da anlamamıza yardımcı olacaktır.Devrek’te Baston yapımına girmeden önce, Baston tarihsel gelişim içerisinde Baston ve Devrek’te Bastonculuk tarihi nedir soruları üzerinde durmakta fayda vardır.
DEVREK’TE BASTONCULUĞUN TARİHİ
Devrek’in eski adı “Hamidiye’dir.” 1885 Merkez Kaza olmuştur. Yörede yaşayan en eski topluluk Etiler olmuştur. Sırasıyla Pontus İmparatorluğu, Roma ve Bizans İmparatorluğunun egemenliğine giren Devrek 1079 Anadolu Selçuklularının elinden geçmiş, 1348 yılında Orhan Bey tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.Kimilerine göre Bölgenin Coğrafi yapısı koyun şeklini andırdığı için bu bölgeye ağzı yayık koyun anlamına gelen Devrek denilmiştir. Kimilerine göre de Bölge adının develerin yüklerini boşalttıkları yer anlamına gelen “Deverek” sözcüğünde almıştır.Devrek’te bastonculuk tarihine geldiğimizde ise, bastonculuk ilkel bir yün ve pamuk eğirme aleti olan çıkrıkla başlamıştır. Manda boynuzundan yapılan iki tarafı siyah, ortası beyaz, çubuk şeklinde kemik ağızlık ve kızılcık ağacı özünden üç parçalı ve eklemeleri gümüş veya altın bilezikli olan ağızlıkları yapımı da bastonculuğu da geçiş ürünleri olmuştur.Hicri 1310(1892) tarihli Kastamonu Salnamesinde Hamidiye kazasında (Devrek) “ceviz ağacından sandık, masa, konsol, sigara ağızlığı ve baston gibi şeyler şayan-ı memnuniyet bir surette olup….” Demesi Devrek’te 1892 yılında baston yapıldığını kanıtlamaktadır.Aziz Salman Usta önce 1933 yıllarında Zonguldak’ta düzenlenen “tasarruf ve yerli malı haftasında daha sonra 1936 yılında İzmir enternasyonal Fuarında kurmuş olduğu sergilerle Devrek Bastonunu yurt çapında tanıtmak için çaba göstermiştir. 1950li yıllarda İzmir fuarında ve diğer yörelerde düzenlenen sergilerle tanıtım yaygınlaşmıştır. Devrek Bastonu 1965’de bir bilgi yarışmasına konu edilmiştir. daha sonraları ekonomik nedenlerle kaybolmak üzere olan baston 7 Temmuz 1984 tarihinde “Baston ve Güreş Festivali düzenlenirken yurt içi ve yurt dışında tanınır hale getirilmiş,ardından tanıtımı daha da yaygınlaştırmak için 1989 yılında “Baston ve Kültür Festivaline”dönüştürülmüştür.Devrek Bastonu festivaller hariç 1994 yılı içerisinde Kültür Bakanlığının desteğiyle Ankara ve Topkapı Sarayında düzenlenen sergilerde tanıtılmıştır. Birçok Üniversitede de Devrek Baston sanatı ile ilgili seminerler düzenlenmiştir. Yurt içi ve Yurtdışı Festival ve Fuarlara davet edilmiştir.Devrek Bastonu’nu aynı zamanda medyatik özelliği vardır. Önemli Devrek adamlarına hediye edilmiş, Ülkemizi yöneten siyasetçi ve bürokratların hemen hemen hepsinde bir Devrek Bastonu mevcuttur.
DEVREK BASTONUNUN TARİFİ
Dünyada benzeri olmayan nitelikte sanatsal ve Yerel Kültür birikimini üzerinde taşıyan zarif , şık bir destektir.
ÖZELLİKLERİ
Devrek Bastonu üç özelliği üzerinde taşır.
a-Kullanabilirsiniz.
b-Hediye edebilirsiniz.
c-Koleksiyon yapabilirsiniz.(Duvarınıza asabilirsiniz)Ayrıca yapılış itibariyle sağlam ve dayanıklı olduğundan ustasından çok yaşar. Bu yüzden antik özelliği de vardır.
NİTELİKLER
Devrek Bastonu zengin sap çeşidi ve gövde de iki gruba ayırdığımız zengin işleme süsleme sanatına sahiptir. Bunları sırasıyla tanımlayacak olursak:
Sap: Dört grupta toplanır.
1. grup :Ortapetik saplar.(Modern ortapetik ve Klasik Ortapetik.)
2. grup: Yuvarlak(Çengel) saplar (Takma ve kendinden çengelli )
3. grup: Asa saplar( Yuvarlak topuz ve çeşitli figürlerde yapılan kısa saplardır.)
4. grup: Figürlü saplar. ( Ustanın becerisine dayanan ve her çeşit hayvan kafası figürü ile donatılmış saplar.Ayrıca bu figürler diğer gruptaki saplara da uygulanır.)
Gövde: İki grupta işlenmektedir.
1 nci grup oyma şekiller:a-Baklavalı.b-Çoban çentiği.c-Burmalı.d-Yılanlı.e-Çeşitli geometrik şekiller.
2 nci grup Bezeme (Kakma ) şekilleri.a-Motif ve çiçek desenleri.b-Tel ve sedef kakma
MALZEME TEMİNİ
Devrek Bastonu üç kısımdan oluşur.1 SAP: Ceviz, Dış budak, Gürgen, Mağun, Çimşir, Kayın, Dut gibi sert ağaçlar yani sıra,gümüş bazen prinç gibi metal, manda boynuzu gibi kemik saplar kullanılır.Bu ağaçların önemli bir miktarı yöremiz ormanlarından temin edilir.
2.GÖVDE : Devrek Bastonunun ham maddesi yöremiz ormanlarında yetişen ve kalitesi , yetiştiği bazı yörelere göre daha yüksek kızılcık ağacıdır. Kızılcık ağacı işlenebilirliği,sağlamlığı, sertliği oymaların her türlüsünü rahatça pürüzsüz ve çıtırdama yapmadan,yapıldığı içi renginin beyaz olması nedeniyle her türlü bezeme ve işleme yapıldığından çok zengin çeşitte oyma ve bezeme sanatı yapmamızı sağlayan harika bir dal ağaçtır. Bunun yanı sıra ak gürgen , kara elma ve çeşitli ağaçlarından bastonlar yapılmaktadır.
3 UÇ (Yere basan korumalık ) : Genelde manda boynuzundan takılır. Ama son yıllarda Gerede‘li Tarak ustalarının işlerini bırakması nedeniyle uç kısmına takacak, boynuz ucu , yeteri kadar ve kaliteli gelmediğinden Teknoloji Ürünü olan ve kullanılması rahat (Polyamit) isimli sert plastik takılmaktadır.
SAKLAMA (DEPOLAMA)
Baston yapılacak ağaçların mutlaka çok kuru olması gerekir. Sap yapılacak ağaçlar tahta halinde en az bir yıl.Gövde de kullanılacak kızılcık dal ağacının temini için her yıl tabiattan su çekildiğinde kesiciler tarafından ormanda halk dilinde deynek kesimi başlar. Ve bahar gelinceye kadar bu kesim sürer. Baston ustaları bu kesicilerden belli bir ücret karşılığı satın alır. Dışındaki kabuğu yer yer soyarak (Bundan amaç deyneğin hem çabuk kuruması ve hem de özünü kusarak ağacın beyaz kalması içindir.) bir yıl sonra kullanılmak üzere istiflenir.